adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
üç ker üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.
masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandu durdu
adam ha babam koyuyordu.
24 Eylül 2008 Çarşamba
7 Ağustos 2008 Perşembe
dünyanın en nanik şiiri
minik kelebeğim sana aşık olmamak mümkün değildi ki ! hala değil !
ama tırstım seni tanımaktan fikrim ya değişirse diye
bencilliğin bi kantarı, bi seviyesi, bi ölçüsü yok bende
seni çok sevdim
ama daha da çok, kendimden çok sevemediğim için özür dilerim. :)
ama tırstım seni tanımaktan fikrim ya değişirse diye
bencilliğin bi kantarı, bi seviyesi, bi ölçüsü yok bende
seni çok sevdim
ama daha da çok, kendimden çok sevemediğim için özür dilerim. :)
ve bütün cümleler noktasızken ve küçük harfle başlarken
ve ben yazdıklarımı sırf bana şirin görünmek olsun diye okuyan insanlarla hiç tanışmamışken
ve tüm alacaklılar borçları ertelemiş verecekliler "buyur babuş geçmişte seni çok zora soktuk kusurumuza bakma" cümlesi ile gönlümde taht kurarken
ve ben bu ve bağlacının bağlayıclığının gücünün farkına varmamışken
ve serin bir yaz öğleni kalabalığın içinde rahat bir koltukta efendi gibi kutu xtra efes içmek vardı bre anasını satıyım.
tüm söylenememişler söylenmiş sayılsın hocam, öyle vıcık vıcık duyguya batalım ki romantizmden kafamızı kaldıracak realiteye dönüp bir "he" diyecek mecalimiz olmasın.
ve ben yazdıklarımı sırf bana şirin görünmek olsun diye okuyan insanlarla hiç tanışmamışken
ve tüm alacaklılar borçları ertelemiş verecekliler "buyur babuş geçmişte seni çok zora soktuk kusurumuza bakma" cümlesi ile gönlümde taht kurarken
ve ben bu ve bağlacının bağlayıclığının gücünün farkına varmamışken
ve serin bir yaz öğleni kalabalığın içinde rahat bir koltukta efendi gibi kutu xtra efes içmek vardı bre anasını satıyım.
tüm söylenememişler söylenmiş sayılsın hocam, öyle vıcık vıcık duyguya batalım ki romantizmden kafamızı kaldıracak realiteye dönüp bir "he" diyecek mecalimiz olmasın.
Bir Hollywood İtelemesi Olarak "Aptal Sarışın Konsepti
Aslında hayatımda karşıma çıkan hiç bir sarışın aptal değildi. Sonra genele yaydım birazda diğer insanların deneyimlerinden yararlandım vesaire - aslında aptal sarışın diye birşey olmadığını öğrendim. Mesela sarışınlar akılda kalır dikkat çeker saçın tonu ne kadar açılırsa dikkat de o kadar çekilir vs... Dikkat edin erkekler bir kadını ancak bi cinsel obje olmadıkları vakit akıllarında tutabilirler yada şöyle ki bir kadın ancak bir erkeğin aklıda başka bir yönüyle öne çıkarak kalabilir. Yoksa bir süre görülmesse güzelliği yada taşlığı unutulur gider. Neyse bunları geçelim kuzum.
Yani demem o ki sarışınların aslında akılda kalmasının dikkat çekmesinin nedeni zekalarıdır. Hiç gösteriş kaygısı olmadan etkileyebilir sizi sarışınlar çünkü onlar zaten sarışın hocam bir sıfır öndeler fabrika çıkışı doğallar yani hayatlarında neden doğal olmasınlarki ? Bir insan yüzde 10 bile doğal olsa zeki olmaması için hiçbir neden yoktur. Zeki olmak o kadar da büyük bir meziyet değil yani. "Aptal sarışın" sanırım zengin ve boş Amerikalı erkeğin "baba bu, bu kadar taş bir de zeki olursa imkanı yok biz bunu elde edemeyiz" diyerekten kurgusal hayatta daha en başında marlyn monroe gibi güzide bir ablamıza da bu rolü yapıştırarak belkide yüzyıllar boyu sürüp gidecek bir toplumsal yanlış anlamaya ve önyargıya sebebiyet vermişlerdir.
Ben hayatımda Aptal Sarışın tanımadım ama hayatım saçını sarıya boyatan aptalların şovlarına çok kez sahne olmuştur. Bilinmez ama belkide bende bu yüzden herşeyden bu kadar çabuk sıkılıyorum.
Ya bir de şuna bak ki tayt giymeyen bi tane süperkahramanı olmayan vilayetin yarattığı segmente ne kadar güvenirsin ? Sorarım sana...
Yani demem o ki sarışınların aslında akılda kalmasının dikkat çekmesinin nedeni zekalarıdır. Hiç gösteriş kaygısı olmadan etkileyebilir sizi sarışınlar çünkü onlar zaten sarışın hocam bir sıfır öndeler fabrika çıkışı doğallar yani hayatlarında neden doğal olmasınlarki ? Bir insan yüzde 10 bile doğal olsa zeki olmaması için hiçbir neden yoktur. Zeki olmak o kadar da büyük bir meziyet değil yani. "Aptal sarışın" sanırım zengin ve boş Amerikalı erkeğin "baba bu, bu kadar taş bir de zeki olursa imkanı yok biz bunu elde edemeyiz" diyerekten kurgusal hayatta daha en başında marlyn monroe gibi güzide bir ablamıza da bu rolü yapıştırarak belkide yüzyıllar boyu sürüp gidecek bir toplumsal yanlış anlamaya ve önyargıya sebebiyet vermişlerdir.
Ben hayatımda Aptal Sarışın tanımadım ama hayatım saçını sarıya boyatan aptalların şovlarına çok kez sahne olmuştur. Bilinmez ama belkide bende bu yüzden herşeyden bu kadar çabuk sıkılıyorum.
Ya bir de şuna bak ki tayt giymeyen bi tane süperkahramanı olmayan vilayetin yarattığı segmente ne kadar güvenirsin ? Sorarım sana...
17 Nisan 2008 Perşembe
- Bu gibi insanlar çok dıravcıdır ve kolpayı ana dili gibi konuşur.
- Mamoş
- Nabıon dürrük !
- Bi faruk K vardı ona n'oldu ?
- Bi milyara Bülent Ersoyu yalan mı ? YTL ama lan !
- Ben istediğim her erkekle birlikte olurum (salpalık cinsiyet ayırmaz)
- Babasının bile ara sıra dırav yaptığını bilen erkeğin motorlu taşıtı hata vermez, takılma yapmaz
- Ceza alanına girdiği her boşlukta dahi anlamındaki de ayrı yazılır diye iletişime kaynak yapan arkadaşlara soruyorum "neden?" dahi anlamındaki de nin ayrı yazılışının nedeninin bilimsel açıklamasını yapmayan tatlı su kurnalarına "get a life" diyorum
- Bi üstteki çümle çok kastı, kafanı açar okuma
- Bakiremisin ?
- Dikkat ettin mi ? misin ayrı...
- 10 milyara yalan mı peki?
.... Dünyada Türkçe ile kurulabilecek o kadar çok cümle var ki... Hele ki kelime üretme işini TDK yerine mizah dergileri yaparken.
Yukarıdaki cümlelerden birini tanıdığım birinin ağzından duysam tanışıklığı bitiririm. Hiç anlamıyorum arkadaş, etrafımda o kadar çok insan var ki " biraz öyledir ama iyidir " gibi cümleler kuran. Bu cümleyi de kabul etmiyorum. İnsan evladını yüzeyselinden sindirmek gerek. Boşuna kurduğu cümleler ne kadar mal ise bir insan o derece kaçılasıdır. Tabi sağdan soldan duyduğu yama cümlelerle kafasındaki boşluğu doldurmaya çalışanlarda var. Onlar bile muhabbet arasında lafı sütyen numarasına getirirecektir. Valla ya! deneyin görün. Hatun versiyonu ise daha fecidir ki bir anda "eyvallahcı" moda geçer yapılan her mallığı şirinlik olarak benimsemesi bünyede bulantı yaratabilir.
Kurulabilecek en mal cümleler bana neden battıysa artık.
Bu mallar bile dengini bulup çoğalabiliyor diye olsa gerek.
Onlar çoğalırken sanırım ben yanlız kalıp öleceğim ve benim türümden o kadar az var ki hepsi kapılmış.
Ey gidi ey. Birinin bana gerçekten aşık olmaması dünyanızı yaşanmaz bir yer haline getirecek dünyalılar. Siz hala kolpadasınız, dıravdasınız.
- Mamoş
- Nabıon dürrük !
- Bi faruk K vardı ona n'oldu ?
- Bi milyara Bülent Ersoyu yalan mı ? YTL ama lan !
- Ben istediğim her erkekle birlikte olurum (salpalık cinsiyet ayırmaz)
- Babasının bile ara sıra dırav yaptığını bilen erkeğin motorlu taşıtı hata vermez, takılma yapmaz
- Ceza alanına girdiği her boşlukta dahi anlamındaki de ayrı yazılır diye iletişime kaynak yapan arkadaşlara soruyorum "neden?" dahi anlamındaki de nin ayrı yazılışının nedeninin bilimsel açıklamasını yapmayan tatlı su kurnalarına "get a life" diyorum
- Bi üstteki çümle çok kastı, kafanı açar okuma
- Bakiremisin ?
- Dikkat ettin mi ? misin ayrı...
- 10 milyara yalan mı peki?
.... Dünyada Türkçe ile kurulabilecek o kadar çok cümle var ki... Hele ki kelime üretme işini TDK yerine mizah dergileri yaparken.
Yukarıdaki cümlelerden birini tanıdığım birinin ağzından duysam tanışıklığı bitiririm. Hiç anlamıyorum arkadaş, etrafımda o kadar çok insan var ki " biraz öyledir ama iyidir " gibi cümleler kuran. Bu cümleyi de kabul etmiyorum. İnsan evladını yüzeyselinden sindirmek gerek. Boşuna kurduğu cümleler ne kadar mal ise bir insan o derece kaçılasıdır. Tabi sağdan soldan duyduğu yama cümlelerle kafasındaki boşluğu doldurmaya çalışanlarda var. Onlar bile muhabbet arasında lafı sütyen numarasına getirirecektir. Valla ya! deneyin görün. Hatun versiyonu ise daha fecidir ki bir anda "eyvallahcı" moda geçer yapılan her mallığı şirinlik olarak benimsemesi bünyede bulantı yaratabilir.
Kurulabilecek en mal cümleler bana neden battıysa artık.
Bu mallar bile dengini bulup çoğalabiliyor diye olsa gerek.
Onlar çoğalırken sanırım ben yanlız kalıp öleceğim ve benim türümden o kadar az var ki hepsi kapılmış.
Ey gidi ey. Birinin bana gerçekten aşık olmaması dünyanızı yaşanmaz bir yer haline getirecek dünyalılar. Siz hala kolpadasınız, dıravdasınız.
11 Nisan 2008 Cuma
Tepük
Futbolun en öz Türkçesi aslında "tepük"dür hun hanedanı askerlerine çeviklik kazandırmak için bu oyunu oynatırdı.
Futbol bir oyun değildir arkadaşım...
Dünyada Playstation ile en çok oynanan oyun hangisi diye sor PES (Pro Evolution Soccer) yada diğer adı ile Winning Eleven değilse aha burdayım gelin beni bulun.
Sokaklara dökülen onbinler televizyon başında yaşanan gergin anlar... Ben hiçbir korku filminin beni Fenerbahce -Sevilla maçının penatlıları kadar gerdiğini hatırlamıyorum...
Biz başarılı olduğumuz işlerde can buluruz. Millet olarak böyleyiz. Eğer oyunumuzu geri istiyorsak onu geri almalıyız.
Hiç merak ettiniz mi çok çok başarılı olabilecekken milletçe futbolda bir anda hüsrana uğruyoruz.
Üç beş çapulcunun elinde madara oluyor oyunumuz devlet-mayfa-tarikat-ticaret- siyaset- futbol çokgeninde eridi gitti yegane topçularımız, kluplerimiz, futbol adamlarımız, farkında değiliz.
Bunu bir düşünün.
River plate, Boca juniors maçından sonra Arjantinli taraftarların yaptığı gibi şarkı söylemek ister bu gönül ha "pınarbaşı burma burma" ha "dale boca" hiç farketmez.
Hele ki avrupa kupalarında olsa, ey gidi be...
Oyunumuzu geri alalım...
Futbol bir oyun değildir arkadaşım...
Dünyada Playstation ile en çok oynanan oyun hangisi diye sor PES (Pro Evolution Soccer) yada diğer adı ile Winning Eleven değilse aha burdayım gelin beni bulun.
Sokaklara dökülen onbinler televizyon başında yaşanan gergin anlar... Ben hiçbir korku filminin beni Fenerbahce -Sevilla maçının penatlıları kadar gerdiğini hatırlamıyorum...
Biz başarılı olduğumuz işlerde can buluruz. Millet olarak böyleyiz. Eğer oyunumuzu geri istiyorsak onu geri almalıyız.
Hiç merak ettiniz mi çok çok başarılı olabilecekken milletçe futbolda bir anda hüsrana uğruyoruz.
Üç beş çapulcunun elinde madara oluyor oyunumuz devlet-mayfa-tarikat-ticaret- siyaset- futbol çokgeninde eridi gitti yegane topçularımız, kluplerimiz, futbol adamlarımız, farkında değiliz.
Bunu bir düşünün.
River plate, Boca juniors maçından sonra Arjantinli taraftarların yaptığı gibi şarkı söylemek ister bu gönül ha "pınarbaşı burma burma" ha "dale boca" hiç farketmez.
Hele ki avrupa kupalarında olsa, ey gidi be...
Oyunumuzu geri alalım...
1 Nisan 2008 Salı
Anne Karnım Ağrıyor, Okula Gitmeyeceğim!
Diğerleri için yaşayamamak çok kötü. Süperego olmasaydı saç yapmak parfüm vs. gibi şeyleri nasıl uydururduk. Bir ayakkabıyı giyilmez hale gelene kadar giyerim ve en fazla iki çift ayakkabım olur. Biri beklenmedik bi zamanda iflas ederse diye. Üzerimdeki elbiseler ilk 15 günlük periyodları haricinde hiç yeni görünmezler. Yeni bir şeyim yok gibidir.
Diğerleri o kadar yok gibi birşey ki benim için kendi akrabalarıma bile yabancılaştım bir yerden sonra. Eski sevgilimin bana ilk bahsettiği şey masumiyetti mesela ve farkettiğim şu ki hayattaki tek masum şey çocuklar. Çok bilmiş olanları haricinde ortalıkta pat diye bişey söyleyip sizi madara etmelerinin aslında onların değil sizin suçunuz olduğunu bilmeniz de bunun bir parçası. Çocukların herhangi bişeyden çekinmesi "mış gibi yapması" veya bir şeyi saklayabilmesi pek mümkün değildir. O kadar açıktırlar ki sizin de öyle olmanızı beklediklerinden sizi bir cümle ile insan içinde kepaze edebilirler bazen. Yada bunların ötesinde bir çakallıkları da olabilir. Çocukları o kadar tanımıyorum ama en azından bir yaşa kadar masumlar.
Her neyse.
Bu çocuk kişileri hayata bir yaşa kadar diğerlerinin gözünden bakmazlar. Onları sadece kendileri ilgilendirir ve ne kadar güzeldir ve hoştur ki çoğu çocuk sırf yapmak istemediği için okuldan nefret eder, ödev yapmaz veya otoriteye karşı gelir. Çünkü çocuk diğerleri için yaşamak istemez neden daha üst bir otoritenin istediği ödevleri yapsın onların sınıflarına kapansın ki. Bir süre sonra tavuk çiftliği misali çocukların toplandıkları okullarda otorite o kadar acayip olacak o kadar çok hayatlarına karışaacaktır ki saçlarına şekil vermekten başka eğlenceleri kalmayacaktır. O saçlar dahi sevdikleri şekilde değilde diğerlerine daha güzel gelen veya senenin modasına uygun olarak şekillenecektir. Çocuk sanki hisseder gelecekte kendine ait birşey kalmayacağını ve okuldan hep nefret eder. Ben ettim mesela. Sor Doçentlere bak yüzde doksanı da nefret etmiştir okuldan.
İş, okul, dershane hepsi aynı hepsinde çoğunluğun düzenine göre şekillenmek zorundasın. Birçok yerde bulundum birçok grup ve ortam içine girdim ama bir şeyi çözemedim. Kim lan bu çoğunluk? Kim lan bu grubun alter egosu?
Çıkın ortaya zopalıycam!
Diğerleri o kadar yok gibi birşey ki benim için kendi akrabalarıma bile yabancılaştım bir yerden sonra. Eski sevgilimin bana ilk bahsettiği şey masumiyetti mesela ve farkettiğim şu ki hayattaki tek masum şey çocuklar. Çok bilmiş olanları haricinde ortalıkta pat diye bişey söyleyip sizi madara etmelerinin aslında onların değil sizin suçunuz olduğunu bilmeniz de bunun bir parçası. Çocukların herhangi bişeyden çekinmesi "mış gibi yapması" veya bir şeyi saklayabilmesi pek mümkün değildir. O kadar açıktırlar ki sizin de öyle olmanızı beklediklerinden sizi bir cümle ile insan içinde kepaze edebilirler bazen. Yada bunların ötesinde bir çakallıkları da olabilir. Çocukları o kadar tanımıyorum ama en azından bir yaşa kadar masumlar.
Her neyse.
Bu çocuk kişileri hayata bir yaşa kadar diğerlerinin gözünden bakmazlar. Onları sadece kendileri ilgilendirir ve ne kadar güzeldir ve hoştur ki çoğu çocuk sırf yapmak istemediği için okuldan nefret eder, ödev yapmaz veya otoriteye karşı gelir. Çünkü çocuk diğerleri için yaşamak istemez neden daha üst bir otoritenin istediği ödevleri yapsın onların sınıflarına kapansın ki. Bir süre sonra tavuk çiftliği misali çocukların toplandıkları okullarda otorite o kadar acayip olacak o kadar çok hayatlarına karışaacaktır ki saçlarına şekil vermekten başka eğlenceleri kalmayacaktır. O saçlar dahi sevdikleri şekilde değilde diğerlerine daha güzel gelen veya senenin modasına uygun olarak şekillenecektir. Çocuk sanki hisseder gelecekte kendine ait birşey kalmayacağını ve okuldan hep nefret eder. Ben ettim mesela. Sor Doçentlere bak yüzde doksanı da nefret etmiştir okuldan.
İş, okul, dershane hepsi aynı hepsinde çoğunluğun düzenine göre şekillenmek zorundasın. Birçok yerde bulundum birçok grup ve ortam içine girdim ama bir şeyi çözemedim. Kim lan bu çoğunluk? Kim lan bu grubun alter egosu?
Çıkın ortaya zopalıycam!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)